~·~

KUANTUMCANLAR BİREYSEL GELİŞİM MERKEZİ

 

 

 

 

 

                                            Ana Sayfa    Hizmetlerimiz    Ürünler    Medyadan    İletişim

    Enerji

BİREYSEL TAM GÜN ÇALIŞMASI

(tıklayınız)

    Kuantum

    Feng Shui

    Akrofonoloji

    Renkler

    Taşlar

Ana Sayfa        Hizmetlerimiz        Ürünler        Medyadan        İletişim

KUANTUM DÜŞÜNCE TEKNİĞİ

Kuantum fiziğinin ve kuantum mekaniğinin geliştirilme süreciyle beraber, insanlık bambaşka bir farkındalık düzeyine erişmiştir. Atom altı parçacık düzeyine inildiğinde, her madde atomunun aynı atom altı parçacıklardan oluştuğu görüşmüştür. Adeta atom altı dünyada, renk, dil, din, ırk ayrımı yoktur, her şey aynıdır ve birdir. Bir altın ya da tahta atomu olması fark etmeden, tüm maddeler mikro düzeyde aynı özelliklere sahip parçacıklardır. Adeta, sonsuz bir parçacık (kuark) okyanusunda yüzmekteyiz.

Peki, madem her şey atom altı düzeyde aynı parçacık özelliklerine sahip, nasıl oluyor da farklı nesnelerle dolu bir evrende yaşıyoruz?

Bunu anlamak için yine bilim yardımımıza koşuyor. Çok bilinen çift yarık deneyini anımsayalım. Fotonlar yarıklardan geçirilerek perdeye gönderildiğinde, beklenen, tek bir yarıktan geçtiğinde oluşan gibi düz bir çizgi oluşmasıydı. Ancak, çift yarıktan geçtiklerinde oluşturdukları şekil, bir dalga girişimi. İşin daha da eğlenceli tarafı; fotonların neden böyle davrandığını anlamak için, sisteme bir gözlemci yerleştirildiğinde ise, oluşan şekil iki çizgi!

Bu şaşırtıcı ve inanılmaz gibi gelen deneyin bize öğrettiği gerçek ise, kuantum düzeyinde parçacıkların hem parçacık hem de dalga gibi davranabildiğidir. Diğer bir değişle, parçacıklar aynı anda birden farklı halde olabilirler. Birden farklı halde olabildikleri gibi, bu durum, birden farklı yerde de aynı anda olabileceklerini ortaya koyar. Sonuçta her bir durum, parçacık için bir olasılıktır. Ve bu olasılıkların hangisinin gerçekleşeceği veya gerçekleştiği tamamen gözlemciye bağlıdır. Gözlemci işe karışarak, fotonların davranış şeklini etkilemiştir.

Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılmış olan ve “Schrödinger’in Kedisi” şeklinde tanımlanan düşünce deneyi, bizlere atom altı dünyanın paradoksal sırları ve kuantum mekaniğinin çalışması hakkında önemli bilgiler veriyor. Bu deneyde, kutu açılmadan hemen önce içindeki kedi ölü müdür yoksa canlı mı? Kuantum fiziğine göre “hem ölü, hem canlıdır.” Açılmadan önce, kedinin ölü ya da canlı olması, yalnızca birer olasılıktır ve her ikisi de geçerlidir. Kutu açıldığında kedinin canlı ya da ölü olması ise, gözlemden önceki rastgele bir durumun sonucudur. Bu durum, Niels Bohr’un ortaya koyduğu kuantum mekaniği ilkeleriyle de tamamen örtüşmektedir. Bohr sayesinde fizikte muhteşem bir devrim yaşanmış ve mikro evrende gözlemcinin diğer bir deyişle  “bilincin” rolü ve yadsınamaz gerçekliği otaya konmuştur.

O halde, fiziğin sayısal tarafından felsefi tarafına doğru kayarsak, evrende var olanlar, bir anlamda, gözlemcinin, yani bizlerin, yani bizlerin bilincinin (gözlem) özelliklerine göre şekillenmektedir.

“Kuantum Düşünce Tekniği” işte bu gerçeğin fark edilmesi üzerine doğmuş ve inşa edilmektedir.

Oldukça esnek yapıda bir balon düşünün. Bu balonu su ile dolduralım. Balon ve içindeki su, atom altı parçacıklardan oluşmuş sonsuz evrenin mini bir örneği olsun. Balonu ucundan tutup, öylece serbest sarkıttığımızda, içindeki su ve balon hafif damla şekline benzer halde öylece duracaktır. Ancak bu esnek balonumuzu tutup da bir küp içine koyarsak, su ve balon küp şeklini alacaktır. Bir silindire koyduğumuzda silindirin, bir küreye koyduğumuzda kürenin şeklini alacaktır. İki elimizle yanlardan sıktığımızda, alttan üstten taşan, parmaklarımızın baskısıyla girintili çıkıntılı garip bir şekil alacaktır. Ucundan tutup, serbest bıraktığımızda ise ilk şeklini.

Bu basit deneyde, mini evrenimizin ne şekil alacağına biz karar verdik. Gözlemci olan biz, bilincimiz çerçevesinde düşüncelerimizi yöneterek, eyleme geçip, sonucu inşa ettik.

İşte Kuantum Düşünce Teknikleri bizlere, düşünce –beyin gücümüzü kullanarak, kendi arzu ve irademizle, yaşamımızı tam anlamıyla yönetme ve istediğimiz yaşama ulaşma olanağı verir.

Sağlıktan bolluğa, iş yaşamından ikili ilişkilere yaşamın her alanında “gücün”  bizde, içimizde olduğunu bilmektir, fark etmektir “kuantum düşünce”. Geriye, bu “gücü”, arzu ve beklentilerimize göre, öncelikle kendimiz, sonra da tüm insanlık ve evrenin “hayrına” kullanmak kalmaktadır.

 

KUANTUM FİZİĞİ

Çoğumuza, yalnızca okullarda aldığımız derslerden aklımızda kaldığınca ve zamanla bölük pörçük, çok uzak bilgiler gibi göründükçe, matematik, istatistik, fizik gibi bilim dalları, son derece teorik ve ancak bu konularla ‘kafayı bozmuş insanların’ ilgilendiği konular gibi gelir.

Oysa tüm bilim dalları, yaşamın kendisinden doğmuş ve geliştirilmiştir. Matematik ve fizik bilimi de, bizler fark etmesek de, her an sayılarla, formüllerle, teorilerle uğraşmasak da, aklımızın ucundan geçirmesek de, her an bizimledir. Burada, temamız gereği, fizik bilimi ile ilgili birkaç bilgiyi paylaşacağız.

Günlük yaşantımızda, sandalyeye oturup kalkmamız, bir otomobilin hareket etmesi, hızlanması, daha hızlı gitmesi ve kaza yapmadan güvenle durabilmesi (hay aksi, ya da duramaması !), damdan düşmemiz, düştüğümüzde kolumuzu bacağımızı kırmamız, bir kaşık çorbayı ağzımıza götürebilmemiz, uçakların uçması, gemilerin okyanuslara açılabilmesi, karanlık gecelerde bir düğmeye dokunarak yaktığımız lambalarla aydınlanabilmemiz, televizyon izleyebilmemiz, sabit ve mobil telefonlarla konuşabilmemiz, kuruyan bir yaprağın dalından düşerken izlediği yol, enerji üretmek, yapılar inşa edebilmek, Dünya üzerinde durabilmek  ve bunlara benzer sayısızca yaşamın içinde, yaşamın ta kendisi olan unsurları klasik fizik bilimini kullanarak, anlayıp, formüle edip, açıklayabiliyoruz.

Her şey gayet net açık, belli konfigürasyonlar içinde kendince açıklanabilir iken, teknolojinin ilerlemesi ve bilimin durdurulamaz araştırma güdüsüyle, fizik bilimi, görünen günlük yaşamın ötesine, daha derine, daha da derine ve hata en derine inerek, atom altı parçacıklarla ilgilenmeye başladı. Atom altı parçacıklar keşfedilip, incelendikçe, bu parçacıkların bilinen fizik kurallarına uymadıkları görüldü.

Yeni bir şeyler oluyordu ve bu yeni bilgiler, gözlemler fiziği, klasik fizikten çok başka noktalara taşıyordu. Ve bir süre sonra, klasik fiziğin kurallarının geçmediği bu yeni fizik alanı “Kuantum Fiziği” olarak tanımlandı.

Çıkış noktası, atom altı parçacıklar olmasına rağmen, Kuantum Fiziği, yalnızca parçacıklar dünyasına ait bir fizik gibi algılanmamalıdır. Tam tersi, kuantum fiziği ve sonuçları, günlük yaşamımızın her noktasındadır.